GELECEĞİN DİŞ HEKİMLERİ
Türkiyenin Diş Hekimliği Öğrencileri Tarafından Kurulmuş Web Sitesi

Koronavirüs ve Sayılar

0

KORONAVİRÜS VE SAYILAR

Buse Mert

Ayşe Ecem Damar

COVİD-19 salgını on ay önce başladığında, şu anda bildirilen ölüm sayıları hayal bile edilemezdi. Ancak geçtiğimiz ay, koronavirüs nedenli ölüm sayısı Amerika Birleşik Devletleri’nde 200.000 kişiye ulaştı ve küresel ölümler bir milyonu aştı.

 

Sağlık yetkilileri, resmi olarak sınıflandırılmayan korona virüs ölümlerinin yüzdesi nedeniyle gerçek bedelin çok daha yüksek olduğunu söylese de, bir milyonluk bir istatistik kalp kırıcı bir kilometre taşıdır. Bu, halkın bilincine sızan ve pandemide bir başka endişe verici tırmanma seviyesine işaret eden sembolik bir kasvetli sayıdır.

 

Amerika’da şubat ayının sonundaki ilk resmi ölümden bu yana ortalama olarak her 1.5 dakikada bir ölümünün gerçekleştiği anlamına geliyor bu. Sayıları daha iyi kavrayabilmek adına Los Angeles merkezli keder uzmanı ve yazar olan David Kessler, “Eğer klasik bir yolcu uçağında 138 koltuk olduğunu varsayarsak, bu her gün ABD topraklarında sekiz uçağın düştüğü anlamına gelir.” diyor. “Bunu hayal edebiliyor musunuz?” diye ekliyor.

 

Bu sayı rahatsız edici zihinsel imgeler için yem olsa da, bilinmeyen şey, insanların kolektif ve bireysel ruhlarını nasıl etkileyeceği aslında. Bir milyon ölüm, bizi tekmeleyen ve yeni bir aciliyet ve öfke seviyesi yaratan önemli bir eşik midir? Yoksa uyuşukluğa ve fikir ayrılıklarına yol açacak bir istatistik midir?

Ne olursa olsun, biyolojimiz bu konuda bizim karşımızda yer alıyor. Araştırmacılar, beynimizin büyük sayıları anlamlandırmak için yapılanmadığını söylüyor. Ayrıca, ekonomik belirsizlik, sivil huzursuzluk, orman yangınları ve kasırgalar, jeopolitik çekişmeler, seçim gerilimleri ve nasıl çalıştığımız, alışveriş yapışımız, sosyalleştiğimiz ve eğitimlerimiz konusunda eşi görülmemiş değişimler de dahil olmak üzere diğer endişelerin denizinde korona virüs ölüm haberlerini sindirmeye çalışıyoruz.

Şefkat Aritmetiği

 

Daha fazla trajedi her zaman daha fazla empati yaratmıyor; sezgisel olarak ilgisizliğe neden olabiliyor. Oregon Üniversitesi’nden bir psikolog olan Paul Slovic, “psişik uyuşma ” olarak adlandırdığı bir fenomen nedeniyle, ölüm sayısının büyüklüğü bazı insanların daha az şefkatli olmasına neden olabilir, diye ifade ediyor durumu.

 

2014’te yaptığı bir çalışmasında Slovic, insanların sıkıntı içinde olanlara olan ilgisinin, ihtiyaç sahibi vakaların sayısı kadar artmadığını buldu. “Duygularımız tehlikede olan bir kişi için çok güçlü, ama çok iyi ölçeklenmiyorlar.” diyor. “İki kişi varsa, iki kat daha kötü hissetmezsiniz. Dikkatiniz bölünür ve güçlü bir duygusal bağlantınız oluşmaz.”

 

Slovic, beynimizin bir başa çıkma mekanizması olarak bu şekilde evrimleştiğini öne sürüyor. Milyonlarca yıl önce, insanlar uzak insanların vebalarından, çatışmalarından veya felaketlerinden bile haberdar değildi, bu yüzden doğal olarak kendimizi, ailelerimizi ve küçük topluluklarımızı korumaya odaklandık.

Buna ek olarak, pandeminin uzun süresi, net bir sonun yokluğuyla birleştiğinde, insanların şok hissini köreltebildiğini de söylüyor uzmanlar. Basitçe söylemek gerekirse, bazı beyinler COVİD-19 ölümlerini daha yüksek sayıların artık duygusal olarak kaydedilmediği noktaya kadar duymaya alışmıştı bile.

 

İnsanların risk ve belirsizlikle karşı karşıya kaldıklarında nasıl karar verdiklerini inceleyen Weber, “İnsan türü gerçekten kolay adapte oluyor.” diyor. “Bir savaş bölgesinde yaşayan insanları düşünürseniz, bir zamanlar korkunç olan şey normal hale gelir. Beyin nöronlarımız bir şey değiştiğinde ateş eder, ancak bir süre sonra dururlar. Eğer kötü bir koku ile bir odada iseniz, kısa bir süre sonra bunu fark etmezsiniz bile.”

 

Bir krizin ortasında olma duygusu ancak kriz bittikten sonra ortaya çıkan anıtlar, yas tutma süreciyle bize ulaşır diyor Yu-Ru Lin. Bu tıpkı 11 Eylül, 2015 Paris terör saldırısı hatta doğal afetler gibi “kısa vadeli ve şok edici” olaylara verdiğimiz tepkiler gibi. İnsanoğlunun bir krizin getireceği negatif duygularla ancak kriz bittikten sonra başa çıkmaya başlamasını, kriz anında hayatta kalmasını sağlayan bir etken olduğunu öne sürüyor konunun uzmanları.

 

Üstelik bazı trajedilerde, savaş meydanlarındaki çocuklar ya da afet bölgelerindeki hayvanlar gibi sosyal medyada viral olan görsellerin bağış kampanyaları için insanları tetiklemesi gibi durumlar ortaya çıkarıyor. İnsanlar bağışları ya da anıtlara çiçek bırakmayı iyileşmenin bir anahtarı olarak görmekte.

 

Tüm bunlara rağmen korona virüs her yerde ve insanların amorf, uzun mesafeli kederlerini işlemek gibi bir yetenekleri yoktur. Pandeminin ciddiyetini ortaya koyan bir fotoğraf, kitlesel bir öfke de yok. Kurbanların kendi aileleri bile cenazelere katılamazken empati oluşturmak gittikçe imkansızlaştı. Bu sürecin ne zaman sona ereceği, kış aylarında bir aşı bulunup bulunmayacağı gibi belirsizlikler büyük bir strese ve stres de sonunda bu durumu görmezden gelme ve inkara sebep oldu.

 

İlgisiz kalmak için mazeret yok

 

Peki bu kadar ağır haberleri nasıl anlayabiliriz?

 

“Bu ölü sayısını gördüğümüzde, korkup ve üzülebiliriz. Önemli olan acıyı tolere etmek ve insanlara yardım etmek için neler yapabileceğimizi makul bir şekilde düşünmek.” diyor Horowitz. Öfke, umutsuzluk ve çaresizlik duygularını kabul etmenin ve daha sonra onları aşmanın önemli olduğunu ekliyor. “Bu aşırılıklarda orta yol için çaba göstermeliyiz.”

 

Slovic, merhamet yorgunluğundan kaçınmanın en iyi yolunun yüzleri, isimleri ve aileleri olan bireyleri düşünmek olduğunu söylüyor. “Birinin bir zamanlar söylediği gibi; İstatistikler gözyaşları kurumuş olan insanlardır.” diyor. “Bu ölümlerden kayıp dışında her şekilde bahsediyoruz.” Ölen insanlara bir yüz vermek bizim için hem bir farkındalık hem de sağlıklı bir başa çıkma mekanizması oluşturuyor. Bir sayı olarak değil, birinin çocuğu, annesi, kardeşi olarak görmeliyiz.

 

Kessler, sınırlı kapasitemiz ve rahatsız edici duygulardan kaçınma arzumuzun saklanmamıza izin vermemesi gerektiğini söylüyor. Aslında, uyuşukluğun çok ihtiyaç duyulan eylemi körükleyebileceğini savunuyor.

 

 

Ülkemizde her bir milyon kişi başına düşen koronavirüs ölümü 102. Günlük hayatını kaybeden hasta sayıları ise ortalama 50 kişiyi buluyor. Tüm bunlar olurken bilincimizi açık tutmalı ve sorumluluklarımızı bilmeliyiz. Ekranda birkaç saniye bakıştığımız sayıların birilerinin ailesi olduğunu ve bir daha geri gelmeyeceklerinin farkında olarak süreçte aktif rol aldığımızı unutmamalıyız.

 

Şimdi sizi ülkemizden birkaç haber ve istatistikle baş başa bırakıyoruz.

 

 

Kaynakça

 

 

GDH İLE AHA FAZLA OKUYUN:

KÜTÜPHANELER

ROMANYA

Bunları da beğenebilirsin
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments