GELECEĞİN DİŞ HEKİMLERİ
Türkiyenin Diş Hekimliği Öğrencileri Tarafından Kurulmuş Web Sitesi

DENTAL CALCULUS

0
HAZIRLAYANLAR: Asena Şeyma Karartı, İsmet Barış Karcı

 

Diş Taşı Nedir?

Plak, tükürük, bakteri, yiyecek artıkları ve şekerli ve nişastalı besinlere maruz kalan
bakterilerin ürettiği asitten meydana gelir. Diş
taşı, mineralleşmiş ölü bakteriler ve az
miktarda tükürük içinde bulunan proteinlerden
oluşur. Kimyasal açıdan diş taşı, kalsiyum
fosfat, kalsiyum karbonat ve magnezyum
fosfattan oluşmaktadır.

 

Diş Taşı Nasıl Oluşur?

Dişler fırçalanmaya başladıktan hemen sonra glikoprotein yapılı pelikıl tabakası oluşur. Bu tabaka 1-2 um kalınlığında olup plak oluşumunun ilk aşamasıdır. Pelikılın tabakasının oluşum amacı dişler eğer aside maruz kaldıysa ya da diş kendi içerisindeki mineral kaybettiyse hızlı
bir şekilde bu mineral kayıplarını telafi etmek için pelikıl tabakası oluşur. Yani mikron düzeyinde dişi onarım kapasitesi var. Ağızdaki Mikrobiyal bakteriler ilk etapta oksijenle üreyen bakteriler bu pelikıl tabakasına yapışabiliyorlar. Bu bakteriler biyofilm tabakası içinde
yapışıyorlar. Biyofilm tabakasını içinde birçok bakteri bulunan ve bu bakterileri zararlı dış etkenlerden koruyan ince bir film tabakası olarak adlandırabiliriz. Bu bakteriler biyofilm içinde birbirini etkileyerek üreyip çoğalıyorlar ve ileri aşamada bu tabakanın içine kalsiyum ve magnezyumun da girmesi ile bakteri diş taşı oluşumu başlıyor. Diş taşının vücudumuza verdiği zarar tamamen bizim vücudumuzun diş taşına verdiği hasar ile alakalıdır yani bizim vücudumuzun diş taşını yok etmek için şiddetli bir tepki verir ise bu diş taşıda bulunduğu bölgede şiddetli bir yıkıma sebep olacaktır.

Biyofilm Tabakası Nedir ve Oluşumu?

Biyofilmler, bir yüzeye yapışarak kendi ürettikleri polimerik yapıda jelsi bir tabaka içinde yaşayan mikroorganizmaların oluşturduğu topluluk olarak ifade edilmektedir. Bir başka tanımlamaya göre biyofilm, mikroorganizmaların farklı yüzeyler üzerinde ekzopolisakkarit (EPS) tabakası içerisinde oluşturduğu yoğun agregatlar olarak tanımlanmaktadır. Biyofilm oluşumu in vivo olarak canlı hücrelerde veya in vitro olarak cansız yüzeylerde görülebilmektedir. Nem miktarının fazlalılığı ve besin maddelerinin ortamda bulunması biyofilm oluşumunu arttırmaktadır. Biyofilmlerin oluşumuna ve gelişmesine bakteri suşu, yüzey özellikleri, pH, besin miktarı, sıcaklık gibi çeşitli çevresel faktörler de etkili olmaktadır.
Biyofilm, bünyesinde barındırdıkları bakterileri nem, sıcaklık ve pH değişiklikleri gibi çevresel faktörlerdeki değişimlerin ve ultraviyole ışığa maruz kalmanın zararlarından korur. Ek olarak, besinlerin depolanması ve artıkların uzaklaştırılmasının kolaylaştırılması gibi avantajlar da sağlamaktadır. Bakterilerin ekzopolisakkarit matriks içerisinde gömülü halde bulunmaları, onların fagosite edilmelerini güçleştirir ve antimikrobiyel ajanların bakterilere nüfuz etmesini engeller.
Biyofilmler tek bir mikroorganizma türünden oluşabileceği gibi birden fazla mikroorganizma türünden de oluşturulabilirler. Farklı türleri bünyesinde bulunduran biyofilmlerde, her tür kendi mikro kolonisini oluşturur. Mikro koloniler birbirlerinden su kanalları vasıtası ile ayrılmışlardır. Bu su kanalları içerisindeki su akışı besin maddelerinin ve oksijenin difüzyonunu sağlar.
Biyofilm kütlesinin yaklaşık %97 gibi büyük bir kısmını su oluşturmaktadır. Diğer bileşenler; %1-2 EPS (ekzopolisakkarit), %1-2 globuler glikoproteinler ve diğer proteinler, %1-2 nükleik asit, lipit ve fosfolipitlerdir. Bu oranlar biyofilm içerisinde bulunan mikroorganizmaların çeşidine, fizyolojik özelliklerine, gelişme ortamının doğasına, genel fiziksel özelliklere ve akışkanın tipine göre değişebilmektedir.
EPS jel, viskoelastik davranış sergilemekte olup protein, Ca+2 iyonları ve polisakkaritler ile daha da sağlamlaşmaktadır. Bunun yanı sıra biyofilm yapısında hidrolaz, liyaz, glikozidaz, esteraz ve diğer bazı enzimleri bulundurmakta ve bu enzimler biyofilmin fiziksel özelliklerine etki etmektedir. Enzim faaliyetleri sonucunda oluşan düşük molekül ağırlıklı parçalanma ürünleri, biyofilm içerisinde bulunan bakterilerin metabolizmasında karbon ve enerji kaynağı olarak kullanılabilmektedir.
Biyofilm yapısı saf kültürler için mikroorganizmanın türüne, çoklu kültürler için ise substrata özgüdür. Heterojen bir içeriğe sahip biyofilmlerde yapı çoğunlukla düzensizdir. Bu yapı etrafındaki akış oranı, farklı türlerin sayı ve tipine bağlı olarak değişmektedir. Biyofilm kalınlığı laminer ve türbülanslı akış arasında maksimum seviyededir. Laminer akışın olduğu alanlarda biyofilm kalınlığı substrata ulaşabilirliğe, türbülanslı akışın bulunduğu ortamda ise
aşınmaya bağlı olarak değişmektedir. Son yıllarda biyofilm üzerinde yapılan çalışmalarda, su ve besin maddesinin dağıtıldığı kılcal damar su kanallarının bulunduğu gözenekli bir yapısının olduğu belirlenmiştir. Bu kılcal damar su kanalları mikrokolonilerin hem altında hem de arasında bulunmaktadır. Besinlerin biyofilm tabakasının tabanına ulaşması bu özel kanallarla gerçekleşmektedir. Taşıma işlemi su yardımıyla ya da pasif difüzyonla kolaylaştırılır. Ayrıca su kanallarının biyofilm içerisine oksijen taşıdığı da belirlenmiştir.
Biyofilm gelişimi dinamik bir proses olmakla birlikte, substrat difüzyon limiti ve kayma gerilimi gibi çevresel koşullardan etkilenen bir yapıdır. Biyofilm gelişimi özellikle çevresel koşullara ve biyofilm içerisindeki bakterinin özelliklerine bağlıdır. Gelişim taze besiyeri sağlandıkça devam eder. Ancak ortamdaki besin maddeleri tükenince, kolonilerin yüzey ile olan bağlantıları zayıflar ve hücreler planktonik modlarına geri dönerler.

Dental Plak Nedir ve Oluşumu?

Dental plak, diş üzerinde mikroorganizmalar, lökositler, makrofajlar, ölü epitelyum hücreleri, tükürük glikoproteinleri ve bir miktar yiyecek artıklarının oluşturduğu birikim olarak tanımlanmaktadır. Dental plağın yapısı incelendiğinde, mine ve sement gibi diş yüzeylerinin normalde glikoproteinlerden oluşan ince bir pelikül tabakası ile örtülü olduğu görülür. Bu tabaka mekanik işlemlerle uzaklaştırılırsa birkaç dakika gibi çok kısa bir sürede yeniden
oluşmakta ve diş yüzeyinde bakterilerin tutunmasında aktif rol oynamaktadır. Peliküle ilk tutunan yapılar, kok formunda bakteriler, az sayıda epitelyum hücresi ve nötrofillerdir. İlk birkaç saat içerisinde uzaklaştırılmayan mikroorganizmaların oluşturduğu mikro koloniler ile plak giderek karmaşık bir yapıya dönüşür.
Dental plak oluşumunun ilk aşaması pelikül adı verilen tükürük proteinleri ve glikoproteinlerinin kısmen diş yüzeyine çökelmesi ile oluşan ince, zara benzeyen, hücresiz, düz, renksiz, şeffaf film tabakasının oluşmasıdır. Pelikül tabakasına bakterilerin yapışması ise biyofilm oluşumunun ikinci aşamasıdır. Bu aşamadaki bağlanma geri dönüşümlü bir bağlanmadır ve bakteriler pelikülden kolayca ayrılabilirler. Pelikül tabakasına bakterinin tutunmasının ardından EPS üretimi başlar ve diğer bakterilerin peliküle yapışması ile plak yavaş yavaş büyür. Actinomyces, Streptococcus, Haemophilus, Capnocytophaga, Veillonella ve Neisseria cinslerine ait türler diş yüzeyine tutunan ilk bakterilerdir. Diş yüzeyine daha sonra tutunacak olan bakteriler, ilk kolonize olan bakterileri hücre yüzeylerindeki polisakkarit ve protein reseptörlerinden tanırlar ve onlara tutunurlar. Sonra tutunan
bakteriler Fusobacterium nucleatum, Treponema spp, Tannerella forsythensis, Porpyyromonas gingivalis, Aggregatibacter actinomycetemcomitans türleridir. Belirtilen bakteri türleri her zaman bir arada yaşamamaktadır. Streptokok ve Neisseria türlerinin sayısı azaldığı zaman, Actinomyces, Corynebacterium, Fusobacterium ve Veillonella türlerinin sayısı artmaktadır.

Günlük diyetimiz içerisinde aldığımız şekerler, dişlerimizde dental plak oluşturan bakteriler tarafından kullanılarak organik asitlere dönüştürülür ve diş minesinin ve dentin tabakasının demineralize olmasına neden olurlar. Şekerler ve diğer fermente edilebilen karbonhidratların organik asitlere dönüştürülmesi sonucunda pH düşer. Dişin sert dokusu pH 5,5’te demineralize olmaya başlamaktadır. Tüm bu olayların ardından diş çürükleri ortaya çıkmaktadır. Bunların ileri aşamasında ise diş taşları oluşmaktadır.Diş Taşının Zararları Nelerdir?

Diş taşı, dişeti hastalıklarının oluşmasında en önemli nedenlerin başında gelir. Diş taşı birikintileri sonucu iltihaplanan dişetleri, ağızda kötü kokuların oluşmasına neden olur. İlerleyen durumlarda da dişeti dokusunun ve dişi tutan diğer destek dokuların erimesine neden olur ve bunun sonunda da dişler kaybedilir. Diş çürüğü ile en çok diş kayıplarına neden olan rahatsızlık, dişeti hastalıklarıdır.
 Diş etleri kızarır, şişer ve hassaslaşır                                                           Fırçalarken, diş ipi ya da ağız duşu kullanırken diş eti kanaması olur
 Diş yüzeyinde sarı veya kahverengi lekeler
oluşur.
 Ağız kokusuna neden olur
 Diş taşları, pürüzlü yapısı nedeniyle düzgün
fırçalamayı ve diş ipi kullanmayı zorlaştırabilir. Bu
da diş çürümelerine yol açar.
 Diş taşları, diş eti çizgisinin üzerinde olduğu için
bakteriler diş eti iltihabına neden olabilir. Diş eti
iltihabı ise tedavi edilmezse geri dönüşü olmayan
periodontite ilerleyebilir.

 

Diştaşı Oluşumunda Rol Oynayan Temel Faktörler:

En önemli etken mikrobiyal dental plaktır. Bu yüzden;
 Dişlerin her gün fırçalanmaması.
 Diş aralarının temizliği için diş ipinin ihmal edilmesi.
 Diş sağlığını olumsuz bir şekilde tetikleyen şeker ve karbonhidratlı yiyeceklerin çok
sık tüketilmesi.
 Diş temizliği yaparken arka dişleri atlamak ve ağzı yeteri kadar fırçalamamak.
Gibi sebepler plak oluşumunu arttıracağından diş taşı oluşumunda önemli rol oynar.
Bunun yanında;
 Karakteristik diş morfolojileri
 Genetik tükürük salgısı miktarı
 Ağız florasının pH değeri
 Dental Arkın dizilişi de diş taşı oluşumunda temel faktörler arasında yer alır.

Diğer Kolaylaştırıcı Etyolojik Faktörler:

1-İyatrojenik Faktörler
 Restorasyonun marjinleri
 Konturlar/açık kontaklar
 Restoratif materyaller
 Hareketli bölümlü protez dizaynı
Restoratif dental işlemler
2-Maloklüzyon                                                                                                                                                                                    3-Ortodontik Tedavilerin Periodontal Komplikasyonları
Plak retansiyonu ve kompozisyonu
Dişeti travması ve aalveol kemik yüksekliği
Ortodontik kuvvetlere karşı doku cevabı
4-Gömülü 3. Molat Diş Çekimleri
5-Alışkanlık ve Kişisel Yaralanmalar
 Oral takılarla ilişkili travma
 Diş fırçası travması
 Kimyasal irritasyon
6-Tütün Kullanımı
7-Radyasyon Tedavisi

Subgingival ve Supragingival Diştaşları:

Diştaşları oluşumundan sonra bulundukları yere göre subgingival ve supragingival olmak
üzere 2 ana başlıkta incelenir.
Subgingival Diştaşı; Gingival marjinin altında bulunurlar ve klinik muayenede gözükmezler.
Dikkatli bir dokunma veya sond yardımı ile varlığı tespit edilebilir. Klinik görünümleri koyu
kahverengi veya siyahımsı gri renktedir. Supragingival diştaşlarına göre daha sert ve
yoğundurlar. Genelde dişlerin interproksimal bölgelerinde bulunurlar ve diş yüzeyine sıkıca
adapte olmuşlardır. Dişeti çekilmesi varlığında subgingival diştaşı ekspoze olur ve
supragingival olarak tekrar sınıflandırılabilir. Mineral kaynağı dişeti oluğu sıvısıdır.                                                                                                                                                                                                                                                      Supragingival Diştaşı; Gingival marjinin koronalinde bulunurlar ve ağızda görülebilirler.
Klinik görünümü; beyaz, beyazımsı sarı renktedir ancak rengi sigara ve yiyeceklerden
etkilenebilir. Yapıları çamur benzeri sertliktedir. Dişe gevşek bir şekilde tutunmuştur ve
kolaylıkla ayrılabilir. Dişlerin vestibül ve lingual yüzeylerinde bulunur. Mineral kaynağı
tükürük olduğu için en fazla maksiller molarların bukkal yüzeylerinde ve alt ön dişlerin
lingual yüzeylerinde lokalize olurlar.

Diş Taşı Temizliği:

Periodontal hastalığın primer etyolojik ajanı diştaşı üzerindeki dental plaktır. Diştaşı olan bölgeler olmayan alanlara göre daha hızlı bakteri birikimine neden olur ve ataşman kaybı gelişebilir. Meydana gelen periodontal hastalıkların tedavisinde kullanılan yöntemlerin en önemli kısmını scalling ve root planning (SRP) olarak adlandırılan diştaşı temizliği ve polisaj oluşturmaktadır.
Diştaşı temizliği esnasında diş taşının yanı sıra sement yüzeyine penetre olmuş bakteriyel endotoksinler de uzaklaştırılmaktadır. SRP yani diş taşı temizliği esnasında; manuel ve ultrasonik aletler ile lazer kullanılmaktadır. Küretlerin kullanıldığı geleneksel mekanik debridmanın etkinliği diş hekiminin bireysel becerilerine bağlıdır ve bazı alanlara (örneğin;furkasyon, konkavite, oluk ve üçüncü molarların distali) erişimi sınırlıdır. Ultrasonik aygıtlar daha az zaman alıcı ve kullanımı kolay araçlardır ancak oluşturdukları gürültü ve titreşim hastayı rahatsız edebilir. Lazerler mükemmel doku ablasyonu, bakterisidal ve detoksifikasyon etkileri ile SRP de geleneksel yöntemlere alternatif veya yardımcı yöntemler olarak öne çıkmaya başlamışlardır. Ancak, cerrahi olmayan periodontal tedavide lazerin daha üstün bir teknik olduğuna dair elimizde yeterli kanıt yoktur. Diş taşı temizliğinden sonra uygulanan polisajın önemi ise diş sert yüzeylerinde plak retansiyonuna neden olabilecek çiziklerin büyük bir bölümü düzeltilebilmesidir. Bir miktar da subgingival alana girilebilirse diş taşı temizliği esnasında kalmış olabilecek mikrobiyal biyofilm kalıntıları elimine edilerek iyileşmeye önemli ölçüde katkı sağlanmış olunur. Ancak klasik polisajla biyofilm uzaklaştırılması işleminde cep içine fazla girilememesi büyük bir dezavantaj oluşturmaktadır.
Air polishing cihazlarının subgingival alanda da kullanılmaya başlanması sayesinde bu olumsuz etki ortadan kalkmıştır. Air polishing cihazında kullanılan tozların avantaj ve dezavantajları kıyaslandığında; subgingival alanda glisin, supragingival alanlardaki demineralize olmamış mine dokusunda ise sodyum bikarbonat kullanımı tercih edilmektedir. Bu tozlarla ilgili yapılan çalışmalar etkinliklerini ve güvenliliklerini belirlemiştir.
El Aletleri ile Diş taşı Temizliği; SRP (Scalling ve Root Planing) olarak kısaltılan diş taşı temizliğinde Scalling kelimesi; to scale sözcüğünden gelir. Diş taşını diş yüzeyinden uzaklaştırmak için yapılan temel işlemler bu sözcükle özetlenmiştir. Kabaca anlamı; bir yüzeye yapışan sert oluşumları pul pul kazımaktır. İki tür hareketten oluşur: Splitting (yarmak, bölerek ayırmak ve kazımak) ve prying (manivela, kaldıraç). Root planing (kök yüzeyi düzleştirmesi) ise; tıraşlamak, sıyırtmak, kazıyıp raspa etmek, sürtmek anlamlarını taşır. Periodontolojide bakteri ve ürünleriyle kontamine olmuş sement yüzeyinin kazınıp temizlenmesini ifade eder. El aletleri ile temizlik esnasında hekim kendisine uyan ve amacına göre seçtiği bir küret yardımıyla yukarıda bahsettiğimiz hareketleri kullanarak diş taşlarını temizler.

Ultrasonik Aletler ile Diş taşı Temizliği; Bu aletlerin ucu 25000-4500 sayılık frekanslarla titreşerek sert eklentileri kırılıp parçalanmasını sağlar. Bu arada oluşan ısıyı önlemek için de eşzamanlı olarak su fışkırtır. El aletleri kullanılarak uygulanan diş taşı temizliği hekime dokunma duyusu sayesinde daha hassas bir çalışma sağlar ancak kanama sebebiyle alanın net görülememesi, hekimin deneyim ve becerisine çok bağlı olması, kök yüzeyindeki oluk,
konkavite ve furkasyon bölgeleri gibi anatomik yapıları ile üçüncü molarların distaline erişim zorluğu dezavantaj oluşturur. Ultrasonik aletlerin kullanımı zaman tasarrufu açısından fayda sağlasa da el aletleri ile yapılan diş taşı temizliğinde küretlerin ultrasonik aletlerden daha düzgün yüzey ortaya çıkardığı; buna karşılık, hızlı çalışılan ultrasonik aletlerin daha çok madde kaybına neden olduğu bilinmektedir. Bu yüzden zaman tasarrufu açısından tedaviye ultrasonik aletlerle başlanıp daha sonra el aletleri ile düzgünce bitirilmesi önerilmektedir.
Çalışma zamanı elimine edildiğinde diş taşı temizleme açısından ultrasonik aletlerle küretler arasında önemli bir fark olmasa da sementin tam olarak kazınmasında küretler, ultrasonik aletlere göre daha etkili olmaktadır.

Lazer ile Diş taşı Temizliği; Yukarda bahsettiğimiz el aletleri ve ultrasonik aletlere yönelik dezavantajlar araştırmacıları diş taşı temizliğinde daha etkili ve pratik bir yöntem geliştirmeye yöneltmiştir. Lazerler geçmişte karbonizasyon ve çevre dokularda ciddi yanıklar oluşturması sebebiyle sert dokularda kullanılamıyordu ancak günümüzde geliştirilen lazerlerle bu sorunlar ortadan kaldırılmış oldu. Son zamanlarda erbium katkılı itriyum alüminyum garnet laser (Er:YAG) ile çok daha olumlu sonuçlar alınmıştır. Subgingival diş taşları ablete edilerek uzaklaştırılmakta, periopatojen bakteriler elimine edilmekte, hatta sement yüzeyindeki lipopolisakkarit yapısındaki endotoksinler de inaktive edilmektedir. Lazerle tedavi yöntemi el aletleriyle tedaviyle karşılaştırıldığında; lazerin kök yüzeyini daha fazla pürüzlendirdiği, geride hiç smear bırakılmadığı, kan komponentlerinin ve fibroblastların yüzeye adezyonunu kolaylaştırdığı bu sayede rejeneratif tedaviyi kolaylaştırdığı gözlemlenmiştir.

Polisaj; Diş taşı temizliğinden sonra dişin sert yüzeylerinde birtakım çiziklerin oluşması son derece doğaldır. Polisaj sayesinde plak retansiyonuna sebep olacak çiziklerin büyük bir kısmı ortadan kaldırılarak pürüzsüz bir yüzey oluşturulur. Bunun yanında SRP işlemi esnasında temizlenemeyen lekeler de bu işlem esnasında uzaklaştırılabilir. Polisaj işlemi esnasında bir miktar subgingival alana girilebilirse SRP sırasında kalmış olabilecek mikrobiyal biyofilm kalıntıları elimine edilerek iyileşmeye büyük ölçüde katkı sağlanmış olur.

KAYNAKÇA

1. University of Rochester Medical Center How to Keep Your Gums and Teeth Healthy
Erişim Adresi:
https://www.urmc.rochester.edu/encyclopedia/content.aspx?ContentTypeID=1&C
ontentID=1409&_ga=2.16704374.1320308058.1594818713-
931947627.1591272461 [Erişim Tarihi: 30 Ocak 2021]
2. Robert. P. Langlais, DDS, MS and Craig S. Miller, DMD, MS PERIODONTAL
DISEASES- PLAQUE, CALCULUS AND REGRESSIVE CHANGES (Page 2 of 4)
3. National Institute of Dental and Craniofacial Research (NIDCR)- Periodontal (Gum)
Disease Erişim Adresi: https://www.nidcr.nih.gov/health-info/gum-disease/moreinfo
[Erişim Tarihi30 Ocak 2021]
4. Burcu Türkmen, Kamuran Ayhan, Evrim Güneş Altuntaş (2016) Dental Plak
Oluşumundan Sorumlu Mikroorganizmalar ve Bunların Tüketilen Gıdalarla İlişkisi
Nevşehir Bilim ve Teknoloji Dergisi TARGİD Özel Sayı (syf 52-58) Erişim Adresi:
http://dx.doi.org/10.17100/nevbiltek.210963 [30 Ocak 2021]
5. Berberoğlu,A.,Baba,M.,Çaygür,A.,Tümer,H.(2014).Diştaşları temizliği,kök yüzeyi
düzleştirilmesi ve polisajda güncel kavramlar:derleme[current concepts in
scaling,root planing and polishing:a review],Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği
Fakültesi Dergisi,Sayı 3(syf 418-426)
6. Alptekin,N.,Çelik,İ.,Sur,E.,(2001).Tek ve üç seansta diştaşı temizliği ve kök yüzeyi
Düzleştirilmesi etkinliğinin Dijital roller palimetrik yöntemle
karşılaştırılması[Evalıuation of effectiveness of single versus triple scaling and root
planing with a digital rollar planimeter],Ondoku Mayıs Üniversitesi Dişhekimliği
Fakültesi Dergisi,Sayı 4 (syf 11-17)
7. Akdoğanlı,T.(2020) Diştaşı Temizliği[çevrimiçi/online],Erişim adresi:
https://www.tuncayakdoganli.com/dis-tasi-temizligi/ [Erişim tarihi:30 Ocak 2021]

Bunları da beğenebilirsin
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments