GELECEĞİN DİŞ HEKİMLERİ
Türkiyenin Diş Hekimliği Öğrencileri Tarafından Kurulmuş Web Sitesi

DİŞ HEKİMLİĞİ VE HIV

HIV NEDİR?

0

DİŞ HEKİMLİĞİ VE HIV

HIV nedir? HIV nasıl bulaşır? HIV’in bulaşmadığı durumlar nelerdir?

Zehranur ÖZALP / GDH BİLİMSEL ARAŞTIRMA 

HIV NEDİR?

İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü (Human Immunodeficiency Virüs) bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açabilen bir virüstür, AIDS (Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu) ise HIV enfeksiyonunun ilerlemiş ve hastalık belirtileri başlamış şeklini ifade etmektedir.

HIV, Lentivirinae alt ailesinden zarflı bir retrovirüstür.

HIV enfeksiyonuna yönelik etkin antiretroviral ilaçlara rağmen virüsün insan vücudundan tamamen yok edilmesi mümkün değildir. Günümüzde HIV enfeksiyonu, öncekilere kıyasla kullanımı daha kolay ve yan etkileri daha az olan ilaçların birlikte kullanımı sonucunda ölümcül hastalık olmaktan çıkıp yaşam boyu ilaç kullanımını gerektiren bir tür kronik hastalığa dönüşmüştür.

HIV enfeksiyonu, günümüzde herkesi etkileyebileceği kavranılan küresel bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Uluslararası hastalık ile mücadelede Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) kapsamında “sağlıklı yaşam ve her yaşta iyi olma hali sağlanarak AIDS epidemisinin 2030 yılına kadar halk sağlığı tehdidi olmaktan çıkarılması” küresel hedef olarak belirlenmiştir.

HIV ile enfekte olduğu tespit edilen kişilerin %90’ının tedaviye erişiminin sağlanması ve tedavi görenlerin %90’ında viral baskılama sağlanması gerekmektedir.

Tüm ülkelerin bu küresel hedeflere ulaşıp diğer ülkeleri de destekleyebilmesi için bu hedefler doğrultusunda çalışması ve sağlık hizmeti yapılanmasına bu doğrultuda yön vermesi gerekmektedir.Ülkemiz HIV/AIDS Kontrol Programı küresel hedefler doğrultusunda hazırlanmıştır.

HIV’in vücudun bağışıklık sistemini zayıflatması sonucunda ağır infeksiyonlar ve kanserler ortaya çıkabilir.

HIV NASIL BULAŞIR?

Cinsel ilişkiyle bulaşma: Tüm HIV bulaşmalarının % 80-85’i korunmasız cinsel ilişki yoluyla olmaktadır. Virüs, HIV-pozitif erkeğin sperminde, kadının ise vajina salgısında bulunur ve cinsel ilişki sırasında bütünlüğü bozulmuş vajina, penis, anüs veya ağız mukozalarından vücuda girer. Korunmasız cinsel ilişkisi olan bireyler arasında bulaşabilir.

Kan yoluyla bulaşma: Virüs, HIV-pozitif bireylerin kanında bulunur. Virüs taşıyan kan ve pıhtılaşma faktörlerinin nakliyle sağlıklı bireylere bulaşır. Ülkemizde 1987 yılından beri tüm kan bağışçıları HIV açısından taranmaktadır. Bu nedenle kan ve kan ürünleriyle bulaşma oldukça nadirdir. Kan yoluyla bulaşma, daha çok infekte hastaların kanıyla kirlenmiş aletlerle yaralanma veya infekte kanın deri veya mukozalarla teması sonucunda; özellikle de sağlık çalışanları için söz konusu olmaktadır.

Anneden bebeğine bulaşma: HIV-pozitif olan bir anne, virüsü bebeğine gebelik sürecinde, doğum veya emzirme sırasında bulaştırabilir. İnfekte organ ve doku nakli yoluyla olur.

HIV’İN BULAŞMADIĞI DURUMLAR

  • HIV, günlük yaşamda, virüsü taşıyan bireylerle aynı odada bulunmakla, aynı okulda okumakla, aynı havayı solumakla bulaşmaz ve sağlam deriden geçmez. Sağlam ve sağlıklı deri, HIV için mükemmel bir engeldir.
  • Aksırık, öksürük
  • Tükürük, gözyaşı, ter, idrar, dışkı gibi vücut çıkartıları
  • Tokalaşma, el ele tutuşma, sarılma, deriye dokunma, okşama, kucaklama, öpme
  • Aynı kaptan yemek yeme, aynı bardaktan içecek tüketme, ortak çatal, kaşık, bardak, tabak, telefon kullanma
  • Aynı tuvaleti, duş ve musluğu kullanma
  • Aynı yüzme havuzunda yüzmek, deniz, sauna, hamam gibi ortak alanları kullanma ve ortak kullanılan havlu
  • Sivrisinek ve benzeri böcek sokması

EPİDEMİYOLOJİSİ

  • DSÖ verilerine göre 2005 yılında 40,3 milyon kişi HIV’le infekte olmuştur ayrıca 2005 yılında 3,17 milyon kişi ölmüştür.
  • Pandemik hastalıktır.
  • Her gün 14.000 kişi (<15 yaş 2000) (10 olgu/dak) infekte oluyor.
  • Erişkin olguların %45-50’si kadındır .
  • Her gün 7-8 bin kişi ölüyor.

HIV Pozitif ne demektir?

HIV + (pozitif)  olmak, kişinin vücudunda İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü’nün bulunması demektir. HIV’ in bağışıklık sisteminin zayıflaması ve fırsatçı enfeksiyonlara açık hale gelmesiyle karakterize bir kronik enfeksiyondur. Kişi hiç bir hastalık belirtisi olmaksızın uzun yıllar yaşamına devam edebilir.

HIV ENFEKSİYONUNUN KLİNİK SEYRİ

HIV infeksiyonunun doğal seyri yedi evreye ayrılarak incelenmektedir.
1. Virüsün bulaşması
2. Primer HIV infeksiyonu ( Akut HIV infeksiyonu )
3. Serokonversiyon (Antikor oluşmasi)
4. Asemptomatik Dönem
5. Erken Semptomatik Dönem
6. Geç Semptomatik Dönem ( AIDS )
7. İleri Evre

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Yaygın görülen belirtiler şunlardır:

  • Ateş
  • Boğaz ağrısı ve boğazda iltihaplanma
  • Baş ağrısı
  • Lenf bezlerinde büyüme
  • Ağızda, yemek borusunda ve genital organlarda yaralar,
  • Kas ve eklem ağrısı,
  • Bir aydan fazla süren ve tedavi edilmeyen ishal,
  • Bulantı ve kusma.
  • Tedaviye başlanmadığında iki aydan kısa zamanda 7-10 kg kilo kaybı görülebilir.
  • Dermatit

AKUT DÖNEM

Virüs vücuda girdikten 2-4 hafta sonra, ateş, lenf bezlerinde büyüme, döküntü, kas ağrısı vb. şikayetler oluşturabileceği gibi, bu dönem hiçbir belirti görülmeden de geçirilebilir. Kişinin en bulaştırıcı olduğu dönem akut enfeksiyon dönemidir.

SESSİZ DÖNEM

Bu dönem geçtikten sonra, virüs vücutta hiçbir belirti yapmadan ortalama 7-10 yıl kadar taşınabilir.

Bu süre içinde kişinin bulaştırıcılığı devam eder. Belirtisiz süre bazen birkaç yıl kadar kısa, bazen de 10 yıldan çok daha uzun olabilir.

İLERİ DÖNEM(AIDS)

Hiç tedavi görmeyen kişilerde hastalıklar ilerler ve AIDS dönemine girilir. Virüs vücudun savunma sistemini giderek zayıflattığından, bu döneme kadar hiçbir tedavi görmemiş bireyler enfeksiyonlara ve kanserlere karşı tüm dirençlerini yitirirler ve çeşitli organlarında kanserler, enfeksiyonlar oluşur. HIV ile yakın zamanda enfekte olan kişilerde aşağıdaki belirtiler görülebilir:

  • Sık ve kolay hastalanma
  • Uzun süren yüksek ateş
  • İleri derecede istemsiz kilo kaybı
  • Uzun süren öksürük
  • Tekrarlayan yaygın uçuklar
  • Ağızda pamukçuk
  • Ağır ishal

Fakat bu belirtiler riskli teması takip eden gün başlamazlar.
HIV ile enfekte olmuş ve tedavi görmeyen bireyler yıllarca bu dönemde kalabilir ve bulaştırıcılıklarını sürdürürler. Bu dönemde de hiçbir müdahale yapılmadığı yani HIV tedavisine başlanmadığı takdirde hastalık ölümle sonuçlanır.Fakat doğru zamanda tanı almış ve tedaviye başlamış bireyler için böyle bir risk yoktur ve HIV pozitif bireyler yaşam kalite ve sürelerinden bir şey kaybetmeden sağlıklı bir ömür sürdürebilir, çalışabilir, evlenebilir, HIV taşımayan çocuk sahibi olabilirler.

HIV uzun süre belirti göstermeyebilir mi?

HIV ile yaşayan fakat henüz tanı almamış yani henüz HIV taşıdığını bilmeyen ve HIV ilaç tedavisi  kullanmayan bireylerin bazılarında, HIV bulaşmasını takip eden birkaç yıl sonra dahi hiçbir belirti görülmeyebilir. Bununla birlikte, eğer hayatlarına tedavi olmadan devam ederlerse, belirli bir süre sonra;

  • ​Cilt döküntüleri
  • Yorgunluk
  • Gece terlemesi
  • Hafif kilo kaybı
  • Ağız ülseri
  • Cilt mantarı
  • Tırnak enfeksiyonları gibi HIV ile ilgili hafif belirtiler yaşamaya başlarlar. Bu belirtiler HIV ile enfekte olunmasından 5 yıl sonra hatta daha da uzun bir süre sonra ortaya çıkabilir. Bir başka ifadeyle HIV uzun yıllar boyunca hiçbir belirti göstermeyebilir. Bu belirtiler HIV enfeksiyonunun kendisinden değil, bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu olarak gelişen hastalıklara veya enfeksiyonlardan kaynaklı olarak oluşur.

Bir deyişle bu belirtiler vücudun bağışıklık sisteminin zayıfladığı ve enfeksiyonlarla mücadele edemediğinin belirtileridir. Gelişebilecek hastalık ve belirtilerin türü çok çeşitli olabilir.
HIV ile yaşayan bir birey hayatına HIV ilaç tedavisi  almadan devam ederse, bu hastalıklar ve semptomlar muhtemelen çok daha ciddi hale gelecektir. Bağışıklık sistemindeki hasar daha şiddetli olduğunda, HIV pozitif bireyler pnömokistik carinii pnömoni (PCP) (akciğer hastalığı), mikobakterium enfeksiyon hastalıkları (MAC), sitomegalovirus (CMV), toksoplazmoz ve kandidiaz (pamukçuk) dahil olmak üzere fırsatçı enfeksiyonlar yaşayabilirler. Fakat altı çizilmesi gereken şey, bu belirtilerin AIDS olarak bilinen geç evrede görüldüğü ve ilaca erişim ve tedavi başarısının olduğu hiçbir durumda HIV taşıyıcılığının AIDS evresine dönüşmediği ve belirlenemeyen seviyede viral yükü olan bireylerin cinsel ilişkilerinde HIV bulaştırmadıklarıdır.

TANISI

HIV testleri, 3 farklı şeyi dikkate alarak sonuç verirler:
1. Virüsün (Antijen/Ag) yüzeyindeki proteinler, mesela Protein 24 (p24 denilmektedir),
2. Virüse karşı bağışıklık sisteminin tepkisi (Antikor/Ab),
3. Virüsün genetik parçaları ya da yapısı (HIV RNA ya da DNA).
Şimdi de temelde kullanılan HIV testlerinin kullanım sıklıklarına bir bakalım:

  • Sadece Antijen’e bakılan testler (p24 testleri). Bu testler nadiren kullanılırlar.
  • Sadece Antikor’a bakılan testler (Ab). Bu testler de nadiren kullanılırlar.
  • Antikor ve Antijen’e aynı anda bakılan kombinasyon testler (Ab/Ag): Bu testler günümüzde en sık kullanılan testlerdir.

          Genellikle “HIV 1/2 ab+p24 ag” şeklinde isimlendirilirler.

  • Viral yük testleri (RNA PCR test): Genetik inceleme sınıfında oldukları ve pahalı oldukları için,
    HIV’ in ilk aşamada tespit edilmesi için direk kullanılmazlar.
    Antikor Testleri

Bu testler kandaki antikorun ölçüldüğü testlerdir. Antikorlar, vücudunuza bir enfeksiyonun bulaşması durumunda, bağışıklık sisteminiz tarafından üretilen savaşçılardır. Antikor testleri kanda, bağışıklık sisteminin oluşturduğu bu savaşçıları tespit etmektedir. Antikor testleri, klasik yöntemle damardan kan alınarak yapılabileceği gibi, parmak ucundan kan alınarak hızlı yöntemle de yapılabilmektedir. Eğer testin sonucu “negatif” ya da “reaktif olmayan (non-reaktif)” ise, o zaman HIV testinizin sonucu negatiftir. Yani HIV-negatifsinizdir. Eğer testinizin sonucu pozitifse, bu direk “HIV pozitifsiniz” anlamına gelmemektedir. Çünkü küçük bir yüzdeden bahsediyor da olsak, bazı pozitif sonuçlar “yalancı pozitif” olabilmektedir. Tüm pozitif sonuçlar, mutlaka ikinci bir testle doğrulanmaktadır. Doğrulama testi olarak genellikle “western blot” adı verilen test kullanılmakta ve eğer bu testin sonucu da pozitif gelirse, bireyin HIV pozitif olduğu söylenebilmektedir. Western blot testinin sonuç vermesi için 1 hafta kadar süre gerekebilir.

Pencere Dönemi

HIV antikor testleri, HIV ‘i enfeksiyona maruz kalındıktan hemen sonra göremeyebilirler. Çünkü vücudunuzun HIV enfeksiyonuna karşı antikor üretmesi kişiden kişiye değişmekle beraber ortalama olarak 4 haftayı bulabilmektedir. Enfeksiyona maruz kaldığınız yani HIV’ in vücudunuza girdiği andan,
vücudun HIV’ e bağlı antikor üretmeye başladığı an arasında geçen zamana pencere dönemi denilir.
Pencere döneminin süresi, bazı durumlarda kişiden kişiye değişebilmekte; daha kısa sürede antikor gelişmesi söz konusu olabileceği gibi, 4 haftadan daha da uzun sürebildiği durumlar söz konusu olabilmektedir. Bu sebeple, yapılan ilk testin tekrarlanarak, şüpheli ilişkiden sonraki 90. günde de test yapılması önerilmektedir.

Kombine Antikor/Antijen testleri

Günümüzde en yaygın kullanılan testlerdir ve “4. jenerasyon” testler olarak adlandırılırlar.
Test sonuçlarında bu testi “hiv 1/2 ab+p24 ag” vb. şeklinde isimlendirmektedirler. Bu testler, antikorun varlığının yanı sıra, “p24” olarak adlandırılan ana HIV proteininin varlığını da tespit etmektedir.“p24” (Protein 24’ün kısa hali) genellikle enfeksiyona maruz kalınmasından sonra 2 – 4 haftalık süre içerisinde, antikor üretiminden önce oluşmaktadır. Ancak p24’ün kanda tespit edilebilir seviyeye gelmesi 1 – 2 ayı bulabilmektedir. Bu süre zarfında eğer gerçekten HIV enfeksiyonuna maruz kalınmışsa, çoktan antikor üremesi gerçekleşmiş olacak ve kanda tespit edilebilir bir antikor seviyesi söz konusu olacaktır. 4. jenerasyon testlerin, olası bulaşıdan ortalama 4 hafta geçtikten sonra kullanılması önerilmektedir. Bu testler, 4 haftalık süre geçmesinden sonra en az %95 doğruluk oranıyla sonuç vermektedir. Bağışıklık sisteminin geç tepki göstermesi olasılığını göz önüne alarak (ki bireylerin %5’I geç tepki veren bağışıklık sistemine sahiptir), alınan negatif sonucun mutlaka 3. ayın sonunda (90.günde) tekrar HIV testi yapılarak doğrulanması önerilmektedir.

Viral Yük Testi (RNA PCR)

PCR, “Polymerase chain reaction” yani “polimeraz zincirleme reaksiyonu” nun kısaltılmış halidir. Bu test, kanda doğrudan HIV enfeksiyonu arar. Testler arasında, en kısa pencere dönemi sahip olan testtir ve riskli temastan sonraki 3. günden itibaren uygulanabilmeleri mümkündür. Ancak viral yük testinin HIV endişesi taşıyan herkesçe kullanılması (tıbbi gereklilik, acil tıbbi müdahale gerekliliği vb. bazı özel durumlar dışında) önerilmemektedir. Ayrıca çok pahalı bir testtir. HIV endişesinin giderilmesi için bu teste başvurulması gerektiği kararı bir enfeksiyon uzmanı tarafından verilmelidir.

Bu testi satan laboratuvar ya da herhangi bir başkasının ‘PCR testi gerekir’ biçimindeki kesin yönlendirmesi, bir enfeksiyon uzmanı tarafından  mutlaka doğrulanmalıdır. Aksi halde çok ucuz hatta bedava bir test sizin için yeterli olabilecekken, boş yere yüzlerce lira ödemiş olabilirsiniz.
Viral yük, olası bulaşıdan sonra, ortalama 4 hafta içerisinde ilk en yüksek seviyesine ulaşabilmekte
ve bu test, eğer bireyde olası belirtiler varsa, erken dönem teşhisi için kullanılmaktadır.
Eğer bir sağlık profesyoneli, belirtilerin HIV ile ilişkili olmasından şüpheleniyorsa, bu testin kullanımı, HIV teşhisi için tercih edilebilir. Bazı durumlarda bazı bireyler, HIV enfeksiyonu taşıyıcısı olmaları durumunda dahi herhangi bir viral yüke sahip olmayabilirler. Dolayısıyla bu gibi bir durumda, viral yük testinin uygulanması bir şey ifade etmeyecektir, çünkü sonuç negatif olacaktır. Yetişkinlerde, viral yük testinin uygulanması, şu iki durumun bir arada olması halinde önerilmektedir:

1.Yakın zamandaki olası yüksek bulaşı riski
(Ör: tedavi altında olmayan HIV pozitif partnerle girilen cinsel ilişkide kondomun yırtılması ya da hiç korunmama durumu),

2.Birinci maddenin gerçekleşmesine ek olarak, olarak bireyde görülen olası belirtiler
(Ör: Yüksek ateş, aşırı bitkinlik, yoğun ishal ve gribal enfeksiyon gibi).
HIV DNA için uygulanan PCR testi, genellikle HIV pozitif bir anneden doğan bebeklere yapılmaktadır.
Bebeklerin ilk 18 ayda annenin antikorlarını taşıması nedeniyle bu süre içerisinde bebeklere antikor testi uygulanamamaktadır.

 

Peki Hangi Testi Yaptırmalısın?

Aşağıdaki tabloda, kullanılmakta olan  testlerin ve bu testlerin odaklandıkları şeyin ne olduğunu açıkça görebilirsiniz. Eğer bir HIV testi yaptırıyorsanız, bu testin neyi incelediğini ve nasıl çalışıldığını söyleyecek ve  sonucun güvenilirliği, yeni bir teste gerek olup olmadığı gibi sorulara cevap vermeye yetkisi olan tek yetkili kurum, testi yaptırdığınız sağlık kuruluşu ve yetkili sağlık personelleridir.

HIV

 Tablo 1 – HIV testi türleri

TEDAVİ

HIV infeksiyonunda virüsü ortadan kaldıran bir tedavi henüz yoktur, ancak virüsün çoğalmasını kontrol eden ilaçlar vardır. Bu ilaçların genel adı “Antiretroviral ilaçlar”, bu ilaçlarla yapılan tedavi de antiretroviral tedavidir. Güncel HIV tedavisi  virüsü bedeninizden atmaz. Tedavi ile HIV ile ilgili şikayetler başlayana kadar geçen sürenin uzadığı, CD4 + hücre sayısının yükseldiği, ve özellikle yoğun tedavi ile yaşam süresinin uzadığı tespit edildi.  Viral yükü tespit edilemeyen seviyelere indirmeyen HIV tedavisi, bunu sağlayacak başka ilaçların olması durumunda değiştirilmelidir. Geçmişte pek çok anti HIV ilacı kullandıysanız artık yeni tip anti HIV ilaçlarından faydalanabilirsiniz. Çalışması için, HIV ilaçlarının doğru alınması gerekir. Bu ancak sizin de tedavinizle ilgili kararlara katılımınız olduğu zaman ve dolaysıyla sizin de desteğinizle ve sorumluluk almanızla gerçekleşebilir.

Semptomatik hastalar dışında asemptomatik hastalarda da günümüzde CD4 + hücre sayısından bağımsız tüm hastalara ömür boyu antiretroviral tedavi önerilmektedir. Naif (tedavi almamış) hastanın tedavisinde iki ya da daha fazla sınıftan en az iki tercihen üç ilaçlı kombinasyonlar kullanılmalıdır. Belkemiğini iki nükleozid revers transkriptaz inhibitörünün oluşturduğu antiretroviral rejimde, bu kombinasyona integraz inhibitörü veya ritonavir/kobisistat ile güçlendirilmiş proteaz inhibitörü veya non- nükleozid revers transkriptaz inhibitörünün eklenmesi önerilmektedir. Güncel rehberlerde integraz inhibitörlü kombinasyonlar virolojik etkinlik, kullanım kolaylığı ve düşük yan etki oranı nedeniyle ilk seçenek tedavide yer almaktadır. Antiretroviral tedavi seçimi yapılırken birçok faktör göz önünde bulundurularak tedavi bireyselleştirilmeli ve en uygun rejim seçilmelidir.

Antiretroviral tedavide kullanılan ilaçlar;

1)Reverse Transcriptaz”(RT) inhibitörleri

a)Nükleosid RT inhibitörleri (NRTI) : Zidovudin, Lamivudin, Abacavir, Tenofovir disoproksil, tenofovir alefanamid, Emtrisitabin, Stavudin, Didanozin,

b)Nükleosid olmayan RT inhibitörleri (NNRTI) : Nevirapin, Efavirenz, Etravirin, Rilpivirin

2)Proteaz inhibitörleri: Sakinavir, İndinavir, ,Lopinavir-Ritonavir, Atazanavir, Tipranavir, Darunavir

3)İntegraz inhbitörleri: Raltegravir, Elvitagravir-kobisistat, Dolutegravir

4) Füzyon inbitörleri: Enfuviritid

5) CCR5 Koreseptör antagonisti: Maraviroc

Antiretroviral tedavide kullanılan tek tablet rejimleri (tek tablette kombinasyon)

1) Stribild (elvitegravir + cobicistat + tenofovir disoproxil fumarate + emtricitabine)

2) Triumeq (dolutegravir + abacavir + lamivudine)

3) Genvoya (elvitegravir + tenofovir alafenamide + emtricitabine + cobicistat)

 

Antiretroviral Tedavide ve Proflkaside Önemli Noktalar

  1. Al/Ca/Mg (Aluminyum/Kalsiyum/Magnezyum) içeren antiasitler integraz inhibitörleri ile birlikte kullanılmamalı veya kullanılacaksa 2 saat önce veya 6 saat sonra alınmalıdır.
  2. Rilpivirin verilecekse, CD4 sayısı >200/mm ve HIV RNA <100.000 kopya/mL olmalıdır.
  3. Darunavir verilecekse sülfonamid allerjisi öyküsü iyi sorgulanmalı ve hasta izlenmelidir.
  4. Efavirenz verilecekse ya akşam yemeğinden 2 saat önce ya da uyumadan önce alması önerilmeli, gebelik isteyenlere ya da potansiyeli olanlara, nöropsikiatrik problemleri olanlara, intihar eğilimli olan bireylere verilmemelidir.
  5. Abakavir verilecekse HLA B 5701 (alerjik reaksiyon testi) bakılmalıdır.
  6. Proteaz inhibitörü grubu ilaçlar gıda (yemekle birlikte) ile birlikte önerilmelidir.
  7. Atazanavir/ritonavir proton pompa inhibitörleri (PPI) (lansor, omeprol gibi..) ile birlikte kullanılmamalıdır.
  8. Lopinavir/ritonavir, kardiyovasküler hastalık riski yüksek olan hastalarda dikkatli
  9. kullanılmalıdır.
  10. Sadece lamivudin içeren kombinasyonlar (örn lamivudin+lopinavir /ritonavir) HBsAg (-) (Hepatit B hastalığı olmayan) bireylere verilmelidir.
  11. Tenofovir eğer osteoporoz (kemik mineral yoğunluğunda azalma-kayıp) varsa, renal izlem (böbrek fonksiyon bozukluğu, eşlik eden kronik böbrek hastalığı gibi) gerektiren durumlar varsa kullanılmamalıdır.
  12. Tenofovir/emtrisitabin/elvitegravir/kobisistat kombinasyonu (Stribild) eGFR <70 mL/dak olanlarda (böbrek fonksiyonları zayıf) başlanmamalıdır.
  13. Anti-tüberküloz ilaç kullanacak olan hastalarda tenofovir/emtrisitabin/efavirenz veya tenofovir/emtrisitabin/raltegravir kombinasyonu tercih edilmelidir.

Tüberküloz ilaçları antiretroviral tedavi öncesinde başlanmalıdır. CD4 sayısı < 50/ mm3 ise, tüberküloz ilaçları tolere edilir edilmez (2 hafta içinde), CD4 sayısı ≥ 50 mmise 8-12 hafta arası bir dönemde ART başlanmalıdır.

HIV infeksiyonunda tedavi, artan bilgi birikimi ve ilaç sayısı nedeniyle gittikçe daha karmaşık bir hale gelmektedir. Tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri vardır, uygulanan şemalar komplekstir  ve en önemlisi tedavinin uygunsuz yapılması direnç gelişimine neden olmaktadır. Bütün bu nedenlerden ötürü hem tedavi öncesinde hem de tedavi sırasında hasta eğitimine önem verilmeli, hastalar tedavileri konusunda bilgilendirilmelidir.

HIV Tedavisinde Yan Etkiler

İlaç kullanımına başlanan ilk haftalarda her gün azalmakla birlikte yorgunluk, bulantı, kusma, ishal gibi yan etkiler görülebilir. Bu yan etkilerin çoğu zaman strese dayalı olduğu değerlendirilmektedir. İlaç kullanımınızla birlikte vücudunuzda olağan dışı, süreklilik gösteren, günden güne azalmayan ya da şiddetlenen etkiler görmeniz halinde mutlaka hekiminizle görüşün. Her ne kadar ilaç yan etkileri azaltılmış olsa da her bünyede farklı etkiler görülebilmektedir.

HIV enfeksiyonu tedavisinde kullanılan ilaçların kısa süreli yan etkilerindeki gelişmeler uzun dönemli yan etkiler üzerinde de görülse de, uzun süreli ilaç kullanımlarında her zaman ilaç kullanımına bağlı yan etki görülme ihtimali vardır. Unutmamak gerekir ki bu yan etkiler yönetilebilir ve düzeltilebilir etkilerdir. HIV enfeksiyonu tedavisinde uzun süreli yan etkiler değişmekle birlikte genellikle kan yağlarında artış, kemik mineral yoğunluğunda azalma, kalp ve damar hastalıkları gelişebilir. Rutin kontrollerinizi düzenli yaptırmanız bu olası yan etkilerin görülmeden önlenebilmesini sağlayacaktır.

 

SAĞLIK PERSONELİNİN KORUNMASI

Sağlık personeli hastanın hikayesi ve fizik muayene ile HIV pozitif hastaları ayırt etme şansına sahip olamadıklarından tüm hastaların kan ve diğer vücut sıvılarını potansiyel infekte kabul ederek standart önlemlere uyarak çalışmalıdırlar. Hastalara uygulanan tüm girişimsel işlemler sırasında eldiven mutlaka kullanılmalı, işlem bittikten sonra eldiven değiştirilmeli ve eldivenler çıkartıldıktan sonra eller hemen sabun ve su ile yıkanmalıdır. Eğer eller veya diğer cilt yüzeyleri hastanın kanı ya da diğer vücut sıvıları ile bulaşırsa derhal su ve sabunla yıkanmalıdır. İğne batmasını engellemek için iğneler kullanıldıktan sonra plastik kılıfları tekrar takılmamalı, iğneler enjektörden çıkartılmamalı, eğilip bükülmemelidir. Yapılan bir işlem sırasında kan veya diğer vücut sıvılarının sıçrama olasılığı söz konusu ise ağız, burun ve gözleri korumak amacı ile maske ve gözlük takılmalı, diğer vücut yüzeylerine bulaşmayı önlemek için koruyucu önlük giyilmelidir.

 

GDH İLE DAHA FAZLA OKUYUN:

DİŞ FIRÇALAMA TEKNİKLERİ

HANGİ DOLGU TERCİH EDİLMELİ?

YAPAY ZEKA

KAYNAKÇA

 

 

 

Bunları da beğenebilirsin
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments