GELECEĞİN DİŞ HEKİMLERİ
Türkiyenin Diş Hekimliği Öğrencileri Tarafından Kurulmuş Web Sitesi

Flor Toksisitesi (Florozis)

0

FLOROZİS

Yüksek miktarda flor alınmasıyla oluşan flor zehirlenmesi “florozis” olarak adlandırılmaktadır (McDowell ve ark., 1983; Walton, 1988). Genel olarak florozis oluşumunda toprak, su ve bitkilerin doğal olarak içerdikleri flor konsantrasyonu önemli rol oynamaktadır (Fidancı ve Ark., 1996). Doğal nedenler yanında insan etkinliklerine bağlı olarak çevrenin sürekli olarak florla bulaşması sonucu endüstriyel florozis gelişmektedir (WHO, 1994).

Florit ve diğer doğal flor bileşikleri ile bunlardan türetilen organik yada inorganik birçok maddeler, 20. yüzyılın başından itibaren değişik endüstri işkollarında kullanılmaktadır. Bu işkollarının başında, demir-çelik ve döküm, alüminyum, cam ve seramik, petro-kimya sanayi işkolları ile ilaç endüstrisi gelmekte ve endüstriyel florozis olgularında önemli rol oynamaktadır (WHO, 1984b•, WHO, 1994).

Flor zehirlenmesi akut yada kronik seyir gösterir. Akut flor zehirlenmesi yüksek dozlarda florlu bileşiklerin birden alınması yada florlu gazların solunması ile oluşur. Kronik flor zehirlenmesi ise flor bileşiklerinin uzun süre normale kıyasla daha yüksek dozlarda

alınmasıyla gelişmektedir (Heifetz ve Horowitz, 1984; Shupe ve ark., 1984; Walton, 1988).

 

Akut Florozis

Akut flor zehirlenmesi nadiren görülür. Sodyum florid tabletlerinin yada florlu bileşikler içeren insektisid veya rodentisidlerin besin ve sulara karışması, bu bileşiklerin yanlışlıkla ve bir defada fazla miktarda alınması akut florozise neden olmaktadır (Stoddart ve ark., 1963a; Goodman ve Gilman, 1980; Shupe, 1980; Walton, 1988). Flor gazlarının solunmasında şiddetli bronkospazm veya akciğer ödemiyle sonuçlanabilir (Fischer ve ark., 1989).

Akut florozisde hayvanlarda şiddetli genel zehirlenme belirtileri görülür. İştah azalır, hızlı bir kilo kaybı ile birlikte fizyolojik durum bozulur (Phillips ve ark., 1955; Reid, 1977; Mohiuddin ve Reddy, 1989). Alınan florun midede hidroflorik aside dönüşmesi ile irritasyon, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi mide barsak bozuklukları gözlenmektedir. Ayrıca tremor, kas ağrıları ve yorgunluğu, denge kaybı, pulmoner konjesyon, zayıflamış solunum, polidipsi, oligüri, salivasyon, lakrimasyon, genişlemiş pupilla, kalp yetmezliği gibi semptomlar vardır (Phillips ve ark., 1955; Waldbott, 1963; Tiwary ve ark., 1979; Goodman ve Gilman, 1980; Heifetz ve Horowitz, 1984). Kan plazmasında kalsiyumun, inaktif kalsiyum florid şeklinde tutulmasından dolayı sinir sisteminde hassasiyet, reflekslerde aşırı aktivite, boyunda gerilme, zaman zaman arka ayaklar üzerine kalkma görülen diğer semptomlardır (Tiwary ve ark., 1979; Goodman ve Gilman, 1980). Ölüm, genellikle solunum sistemindeki felç yada kalp yetmezliği sonucu meydana gelmektedir (Oktay, 1977; Shupe, 1980; Heifetz ve Horowitz, 1984).

Tek seferde ve toksik doz olarak kabul edilen 5 mg/kg miktarında flor alımı akut flor toksisitesine sebep olmaktadır. Tek seferde 3-5 mg/kg flor alımı sonucunda gastrointestinal semptomlar ortaya çıkmaktadır. Akut flor toksisitesi karın ağrısı, kusma, diyare, hipersalivasyon, hipokalsemi, kas spazmları ve bayılmalarla karakterize ve nadir görülen bir tablodur. Ca, Mg veya Al tuzlarının uygulanması haricinde spesifik bir tedavisi yoktur. 20,21 Bir çalışmada özellikle küçük çocukların (6 yaşından küçük) az miktarlarda flor içeren evde kullanılan ürünleri fazla miktarlarda yutması sonucunda muhtemel toksik doza ulaşılabileceği gösterilmiştir. Örneğin, ortalama ağırlıkta (11,3 kg) 2 yaşında bir çocuk için muhtemel toksik doz 57 mg’dır. Bu miktar 1000 ppm florlu diş macununun 57 gr.’ında, 1500 ppm florlu diş macununun 38 gr.’ında, %0,05 sodyum florlu gargaranın 248 ml’sinde, 1 mg’lık flor tabletlerinin 57’sinde ve %1,23 asidüle fosfat florür (APF) jelinin 4,6 ml’sinde bulunmaktadır.

Kronik Florozis

Kronik flor zehirlenmesi, flor bileşiklerinin uzun süre yüksek miktarlarda alınması sonucu gelişmektedir. Doğal olarak yüksek miktarda flor içeren içme suları, florla kontamine meralarda otlatma hayvanlarda kronik flor zehirlenmesine neden olmaktadır (Burns ve Alicroft, 1964; Griffith-Jones, 1977; WHO, 1984b•, Haimanot ve ark., 1987; Walton, 1988; WHO, 1994). Ayrıca, yukarıda bildirilen sanayi işkollarında kullanılan florit yada diğer flor bileşiklerinin, yan ürünlerinin, atık sular ve baca gazları aracılığı ile çevreye yayılması sonucu su, bitki ve yemler kontamine olabilir ve endüstriyel nedenli kronik florozis gelişebilir (Trautwein ve ark., 1973; Shupe ve ark. 1984; Sobocinski ve ark., 1984; RietCorrea ve ark., 1987; Mason ve ark., 1989; Pushnik ve Miller, 1990).

Kronik florozisde en önemli klinik belirti diş ve kemiklerde görülür. Bu nedenle kronik florozis semptomlarına göre diş florozisi ve iskelet (kemik) florozisi olmak üzere iki başlık altında incelenmektedir (Phillips ve ark., 1955; Griffith-Jones, 1977; Shupe, 1980).

Gelişmekte olan dişler aşırı flordan çok etkilenir (Milhaud ve ark., 1987). Dişler oluştuktan ve kalsifiye olduktan sonra flor alımı dişleri etkilemez (Phillips, 1955; Heimanot ve ark., 1987). Haimanot ve ark. (1987), endemik florozis görülen bir bölgedeki çocukların 80’inde diş florozisi belirlemişler ve bulguların özellikle 10-14 yaş grubunda artış gösterdiğini saptamışlardır.

Florozisin dişlerdeki karakteristik semptomları benekleşme, horizontal sarı-kahverengi çizgiler, minanın erozyonu ve hipoplazisi, yumuşama ve aşınmadır. Oluşan bu bozukluklar, özellikle hayvanlarda yem alımını azaltarak iştah ve kilo kaybına neden olur (Burns ve Alicroft, 1964; Griffith-Jones, 1977; WHO, 1984b•, Shupe ve ark., 1987).

İçme sularının flor içeriği ile diş minasındaki benekleşme arasında kantitatif bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Yaklaşık I ppm flor içeren suların sürekli alınması, çocukların % 10’unda şiddetli diş benekleşmesine yol açmaktadır. Yaklaşık 1.7 ppm flor alındığında bu oran % 50’ye, 2.5 ppm alındığında % 80’e yükselmekte ve 4-6 ppm arasında ise % 100’e ulaşmaktadır (Goodman ve Gilman, 1980). Dişlerde flor en fazla sementum, daha sonra dentin ve en az olarak da mina da birikmektedir (Shearer ve ark., 1980; Nelson ve ark., 1989).

İskelet florozİsİ ise genellikle ileri yaşlarda kendini gösterir (Heimanot ve ark., 1987; Milhaud ve ark., 1989). Kemik yapısındaki hidroksiapatit ancak sadece karbonat, bikarbonat ve hidroksil grupları aracılığı ile floru bağlayabilmekte, fakat fosfat grupları ile flor iyonlarını bağlayamamaktadır. Yüksek düzeyde flor alımı sürdürüldüğünde alınan flor,

özellikle kemiklerdeki hidroksiapatit kristallerinde bulunan hidroksil iyonlarıyla yer değiştirmekte ve kalsiyum floroapatit oluşturarak kemiklerin mineralizasyonunu etkilemektedir (Weidmann ve ark., 1959).

İskelet florozisinin önemli semptomları arasında kemiklerde osteoskleroz, osteoporez, osteomalazi, hiperosteozis ve eksofit oluşumu sayılabilir. En önemli kemik değişiklikleri periostal yüzeyde görülmektedir. Genellikle simetrik olan kemik lezyonlarının şiddeti kemik yapısına, fonksiyonuna ve kemiğin spesifik bölgelerindeki basınca bağlıdır. Diğer semptomlar arasında ligament ve tendo yapışma yerlerinde kalsifikasyon, omurga, kalça ve dizlerde şekil bozukluğu, artrit, ankiloz yer almaktadır. Hastalar güçlükle hareket ederler, geçici yada aralıklı topallık vardır (Phillips ve ark., 1955; Burns ve Allcroft, 1964; Şendil ve Bayşu 1973; Griffith-Jones, 1977; Shupe, 1980; Uslu, 1982; Fisher ve ark., 1989; Araya ve ark., 1990). İlerlemiş iskelet florozisi, özellikle omurların bütünlüğünün bozulması ve omuriliğin mekanik baskıya uğraması sonucu çoğu kez nörolojik semptomlarla birlikte görülmektedir (Heimanot ve ark., 1987; Fisher ve ark., 1989).

Sürekli yüksek flor alımına bağlı olarak diğer doku ve organların etkilenmesi sonucu biyokimyasal ve hematolojik değişiklikler de şekillenmektedir (Hoogstratten ve Leone, 1965; Tiwary ve ark., 1979; Nowak ve Maurer, 1981; Wheeler ve ark., 1983; Martin ve ark., 1985; Marshall, 1988; Mohiuddin ve Reddy, 1989)

Kronik florozis bir sağlık sorunu olması yanında hayvansal verimlerdeki kayıplar nedeniyle aynı zamanda bir ekonomik sorun olmaktadır. Diş ve kemiklerde şekillenen lezyonlar sonucu yem tüketiminin azalması ve otlama zamanının kısalmasına bağlı olarak, başlıca hayvansal ürünler olan et, süt ve yapağı üretiminde azalmalar meydana gelmektedir (Stoddard ve ark., 1963a; Stoddard ve ark., 1963b; Burns ve Allcroft, 1964; Hillman ve ark., 1979; Ammerman, 1980; Shupe, 1980; Wheeler ve ark., 1983; Eckerlin ve ark., 1986)

 

TÜRKİYE’DE FLOROZİS

Türkiye’de doğal florozis ile ilgili ilk çalışma Isparta yöresinde 1955 yılında yapılmıştır (Samsar, 1972). Ağrı ili Doğu Beyazıt ilçesi ve köylerinde, Van ili Muradiye ilçesi köylerinde (Şendil ve Bayşu, 1973; Oruç, 1977a; Ergun ve ark., 1987), Eskişehir ili Beylikova ilçesi Kızılcaören köyünde (Uslu ve Göğüş 1981; Uslu, 1982; Fidancı ve Ark. 1994; Fidancı ve Ark. 1996), Edirne-Habiller köyünde (Uslu, 1982), Kırşehir ili Kaman ilçesi Bayındır Köyünde doğal florozis, Konya ili Seydişehir ilçesi (Fidancı ve Ark. 1996) ve Muğla ili Yatağan ilçesinde endüstriyel (Fidancı ve Ark. 1997) florozis görüldüğü bildirilmiştir.

Kaynakça

https://www.journalagent.com/eudfd/pdfs/EUDFD_38_1_13_20.pdf

http://80.251.40.59/veterinary.ankara.edu.tr/fidanci/Kisisel/Bildiriler/B012_Florozis_Fluorosis_Flor_Zehirlenmesi_Fluor_Poisoning.pdf

http://eudfd.org/jvi.asp?pdir=eudfd&plng=tur&un=EUDFD-70783

Bunları da beğenebilirsin
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments