GELECEĞİN DİŞ HEKİMLERİ
Türkiyenin Diş Hekimliği Öğrencileri Tarafından Kurulmuş Web Sitesi

STEPHAN ve FRİDA

Stephan ve Frida'nın Öyküsü

0

STEPHAN ve FRİDA

İsimlerini tarihe yazdırmış birçok sanatçının hayatında çoğumuzun karşılaşmadığı zorluklar olması size de acının sanatçının ilhamı olabileceğini düşündürdü mü?

Otoportreleriyle bildiğimiz Frida Kahlo ve kısa ama etkileyici bazı kitaplarıyla daha çok küçük yaşlardan tanıştığımız Stefan Zweig’ı aynı tablo içinde düşünmüş müydünüz hiç? Bu başarılı sanatçıların benzer acıları, hüzünleri ve çıkmazları vardı hayatlarında. Belki de onlara ilham veren tam olarak buydu. Sanat basamaklarında bugün sizleri bu iki sanatçının hayatlarında bir yolculuğa çıkaracağız. 

Sanatın acıyla mutlaka bir alakası olmalı. Sanatın, acının soğuk harmanından geçmiş olması gerekir. Tıpkı Frida Kahlo gibi tıpkı Stephan Zweig  gibi. Bu edebi kişiliklerin en büyük ortak noktaları hayatlarının belli döneminde ruhsal veya fiziksel acı duymaları idi. Frida Kahlo 1907 yılında Güney Meksika da 4 kız kardeşin 3.’sü olarak dünyaya gelmiştir. Frida ‘ nın hayatı  çok küçükken zorluklarla dolmaya başladı.. Başlarda fiziksel rahatsızlıklar peşinden bir türlü ayrılmazken yıllar geçtikçe buna duygusal ve ruhsal rahatsızlıklar da  etkilenecekti. Henüz 6 yaşındayken geçirdiği çocuk felci ölüme çelme attığı ilk hamlesiydi.  Çünkü o zamanlar birçok çocuk bu hastalıktan hayatını kaybetmekteydi. Frida çok küçük yaşta direnmeyi ,hayata karşı sımsıkı tutunmayı öğrenmişti. Fakat Frida ne kadar direnerek bu hastalığı  yenmiş olsa da yine de bir bacağı diğerine göre daha ince kalmıştı. Ve sonraları dünyaca ünlü bir ressam olacak küçük kız hayatı boyunca uzun etek giymek zorunda kaldı. Okul yıllarında tıp eğitimi almaya karar veren Frida Meksika’daki Ulusal Hazırlık Okulu’na girdi. Nitekim dönemin en iyi okullarından biri olan bu okula girerek bir ilke imza atmıştı. 1925 yılında okuldan servis ile dönen Frida bir araba kazasının ortasında kalmıştı. Bunun sonucunda Frida ağır yaralanmıştı. Fakat kendisi bunu da atlatmış ikinci kez ölümü egale etmişti. Tam 32 ameliyat geçirdiği için bütün günü yatakta geçiyordu fakat kendini resim yapmaktan hala alıkoyamıyordu. Ve hayranı olduğu ünlü ressam Diego Rivera ile tanışmak istiyordu. Tanışmalarının ardından Frida ve Diego tüm karşı çıkmalara rağmen evlenmişti. Hayatının duygusal anlamda yıkımına neden olacak kararıydı belki de  bu evlilik. Diego bu evliliğe Frida gibi bakmıyordu. Evliliklerinin 2.ayında okuldan bir öğrencisiyle aldatmıştı Frida ‘yı. Bu aldatılmaların sadece ilkiydi sadece Frida henüz bunu bilmiyordu. Her şeye rağmen Frida ve Diego ‘nun evlilikleri devam ediyordu. Evliliklerinin  ileriki zamanlarında Frida aldatılmanın acısını daha çok hissedecekti. Diego Frida’ nın ablasıyla aldatacaktı onu bu sefer. 

Bu evliliklerinin sonu olmuştu. Kendini eğitime adayan Frida sağlığı kötü olmasına rağmen 10 yıl boyunca ders vermiştir. Öğrencileri de Los Fridos ( Frida ‘ nın Öğrencileri) olarak anılmıştır.1950 yılında sağlık sorunları nedeniyle hastaneye kaldırılan Frida 9 ay burada kalmıştır. 1953 yılında kendi ülkesinde ilk resim sergisini açan ressamın aynı yıl sağ bacağı kangren nedeniyle kesilmiştir. Frida ölümü kaç kez yendiğini bi kere daha tüm Meksika’ ya yeniden göstermişti böylece. Ta ki 1954 yılına kadar. 47 yaşındayken akciğer embolisi sebebiyle hayatını kaybetmiştir. Cesedinin yakılmasını isteyen Frida Kahlo, ölmeden önce yatarak yeteri kadar zaman geçirdiğini, bu nedenle daha fazla yatmak istemediğini söylemiştir. Ünlü ressamdan geriye birçok eser ve acılarla dolu hayat serüveni kaldı. 

Tıpkı Frida Kahlo gibi geride muazzam eserler ve bir o kadar da zor hayat bırakan diğer sanatçı Stephan Zweig. Stephan Zweig 1881 yılında Viyana ‘da dünyaya gelmiştir.Stephan Zweig küçük yaşlardan itibaren edebiyata ilgi duymuş ve bunun üzerine eğitim görmüştür. İlk şiirlerini lise yıllarında yazmaya başlamış ve bu şiirlerini Almancaya çevirmiştir. 1. Dünya Savaşı’nda gönüllü olarak Viyana’ da savaş karargahında çalışmıştır. Savaşın ardında Salzburg’a dönmüş ve burada tanıştığı Frederike Von Winternit ile evlenmiştir. Salzburg ‘ta yaklaşık 20 yıl kaldı. Burada geçirdiği yıllar yazarın en verimli yıllarıydı.  1933 yılına kadar yazarın edebiyatta altın çağını yaşadığını söylemek mümkün.1933 yılında Nazilerin yayınlamış olduğu bildiride Yahudi kökenli yazarların kitaplarının toplanıp yakılacağı söyleniyordu. Ve yazarın kitapları da yakılacak kitaplar arasındaydı. Stephan Zweig bundan sonra ülkesini terk ederek Londra’ya gitmek zorunda kaldı. Burada da aradığı huzuru bulamamıştı. Zor geçen bu yılın ardından huzuru arayacak vakti de olmamıştı yazarın.1937 yılında çok severek evlendiği eşinden ayrılmıştır. Bu ayrılığın ardından tam bir sene sonra Zweig Portekiz’ e kaçarken yanında Lotte Altman isimli bir kadın vardı. Bundan kısa bir süre sonra yazar Lotte Altman ile evlendi. Patlak vermeye başlayan savaş belki de en çok Zweig’ ı üzüyordu. Savaş zamanları Alman şair Kleist ‘ı okuyordu. Kleist ‘ in kendini ve eşini silahla vurarak intihar etmesinden oldukça etkilenmiş ve bu buhranlı döneminde karısı Lotte ile buna benzer bir şey yaşamak istemiş. Zweig böyle bir kararın ardından bir şişeye bol miktarda Veronal denilen zehri ekler ve şişeden 3 yudum alarak eşine şişeyi uzatır ve ‘’ Yanıma gelmek arzusundaysan eğer bunu istediğin zaman yapabilirsin’’  der. Bunun üzerine Lotte ona son olarak ‘’ beni seviyor musun’  diye sorar Zweig evet cevabını verir. Lotte şişenin tamamını içer ve eşinin yanına uzanır. Ve böylece son uykularına yatarlar.

Bu iki sanatsal ruhlu insanın yıkımlarla geçen hayatına uzaktan da olsa eserlerini okuyarak, eserlerine bakarak anlayabilmemiz mümkün. Sanat için adanan hayatlardan sadece birkaç tane örnekten biriydi  Frida Kahlo ve Stephan Zweig.

 

Songül Kapi

Melike Melis Gözüoğlu

Bunları da beğenebilirsin
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments